Travma nedir?
Gelişimimiz sırasında yaşadığımız sağlıksız sevgi bağları ve güç ilişkileri, doğum, tıbbi müdahaleler, fiziksel, sözel veya cinsel taciz, ani ölüm haberleri, araba kazaları, çarpma, düşme gibi bedenimiz açısından yasamsal tehlike olarak algılanmış çoğu olay bizde iz bırakıyor. Hayatımızda yaşadığımız bu zorlu olaylar karşısında bedenimizin derinliklerinden gelen ancak çeşitli nedenlerle gösteremediğimiz iögüdüsel tepkilerimiz, sistemimizde birikerek strese, küçük, büyük travmalara ve bunlara bağlı semptomlara neden olabiliyor.
Travma bir tanımıyla sınırlarımızın ihlali , bu da maalesef, hayatımızda hepimizin başına defalarca gelebiliyor. Bu sınırlar bedenimizi çevreleyen derimiz gibi, bizi çevreleyen enerji bedenimiz, duygularımız, sözel, fiziksel veya cinsel tacizler olabileceği gibi, ses veya görüntü tacizleri, yükses ses (çocukken anne babamızın bağırışları) veya şiddet izlemek (gazete, televizyon filmler ile) olabilir. İşte sosyal varlıklar olarak bunlara maruz kalabiliyor ve başedebilmek icin kendimizi, duygularımız veya hislerimize karşı hissizleştirebiliyoruz.
Travma semptomları neler olabilir?
Olaylar karşısında asiri tepki vermek, veya tepkisizlik, güvensizlik, nedensiz korkular, herşeyi kontrol etme isteği, seçeneklerimizin farkına varamama, olumsuza odaklanma, anksiyete, uykusuzluk, baş dönmesi, sindirim güçlüğü, kronik yorgunluk, nedensiz ve kronik ağrılar karsilasabileceginiz semptomlardan bazıları…
Travma oluşumu nelere bağlı?
Karşımıza çıkan zorlu (tehlikeli, çelişkili, çatışma, mücadele gerektiren,) durumlarla etkin şekilde başa çıkabilmemiz bazı faktörlere bağlı.
1. Olay ne kadar tehdit iceriyor? Ne kadar suruyor? Ne sıklıkta yasaniyor? Yogunluk ve surekliliği olan sarsıcı olayların cozumlenmesi daha uzun sure alabilir. (Savas, cocuklukta yasanan taciz gibi)
2. Hayatımızın durumu: Aile veya arkadasların destegi veya yoklugu, mevcut stres halimiz, beslenmemiz.
3. Fiziksel ozelliklerimiz: Bazı insanlar daha dayanıklı, yasımız da onemli (cocuk, genc, yetiskin..).
4. Oğrendiğimiz beceriler: Deneyimlerimiz ve becerilerimiz, daha önceki deneyimlerimizden öğrendiklerimiz. (soguk bir odada kalan yetiskin bir kisi odadan cikmak, kazak giymek gini onlemler alanilir; cocuk ise, yasina gore, hicbir onlem alamayabilir, cunku henuz bu deneyim ve becreiyi edinmemistir.)
5. Ozelliklerimizi ve kapasitemizi nasil hissetigimiz: Kendimize guvenimiz. (Sadece elimizdeki kaynaklara bagli degil, gelisim surecinde yasadiklarimizla da ilgilidir.)
Bu ve daha cesitli durumlara bagli olarak yasanan olay kiside degisik etkiler birakabiliyor.
Travma bize sandığımızdan daha mı yakın?
Stres dolu, rekabetçi, modern yaşam şekli insanlari devamlı olarak `dövüş` ya da `kaç` durtusuyle hareket etmeye zorlar. Bunlar, patron, arkadaş ve komşuların gözünde değer kaybetme, kira ve faturaları ödeyememe ve bu gibi bircok korkular olabilir. Bu şartlar altında, devamlı gerginlik, ruh halimizde büyük dalgalanmalar, ve surekli bir tatminsizlik ve genel mutsuzluk hali yaşariz. Vücudumuz da hastalığa direnme kabiliyetini yitirir. (Link immune system)
Birçok kişi hayatlarının büyük bölümünde gergin olmadıklarını (hatta rahat olduklarını) söyleyebilir veya düşünebilir. Bazılarımiz için bu doğru olabilir fakat bazi yapilan arastirmalar göstermektedir ki neredeyse sabit bir şekilde gerginiz, ve bunun farkında değilliz. Değişik şartlara tepki olarak, bunların önemsiz sonuçları olsa bile, çoğu zaman kaslarımızi kasıyor, gözlerimizi kısıyor (`tünel vizyon`), tırnaklarımızı yiyor veya bunun gibi şeyler yapıyor olabiliriz. Bu bizde oyle bir alışkanlık yaratır ki, bu hareketlerin birşeyleri telafi etmek oldugunun farkına bile varmayiz.
Bu huy edinilmiş tepkiler bazen psikosomatik hastalıkların habercisidir. Bu gerginlikleri gösterdiğimizde, farkında olsak da olmasak da kendimizi aslında dövüş ya da kaç tepkisine hazırlıyoruz: sempatik sinir sistemi ve adrenal bezlerin etkin olduğu tepkiye. Bedendeki bu hal dış görünüşte küçük ve önemsiz görünebilir, ancak içerde kalp atışı ve kan basıncında vs. değişikliklerin meydana geldiğini işaret eder. Adrenal ve sempatik sistemin bu uzayan uyarımı, yüksek tansiyon, diyabet, koroner trombosis, peptik ve duodenal ülserler ile birçok ruhsal rahatsızlık, ayrıca sırt ağrıları, cilt problemleri, kas çekmeleri gibi bir dizi diğer rahatsızlıklara yol açar. Bu rahatsızlıkları dengelemek, önlemek ve iyileşmesine yardımcı olmanın etkin bir yolu duzenli olarak (her gün) vücut ve zihnimizi gevşetme egzersizleri uygulamaktir. Uyku tabii ki her zaman ki yoldur fakat çoğu kişi o kadar gergindir ki uyku sırasında bile gevşeyemezler. Uyku bazen adrenal ve sempatetik sistemin fazla kullanılmasının zararlı etkilerini ortadan kaldırmak, gevşemek ve dengeye kavuşmak için yetersizdir. Vücut süreçlerinin nihayet kendilerini yenileyip edip normal aktivite seviyelerine dönmeleri sadece derin gevşeme sırasında olur. Meditasyon bunu yapmanın bir yoludur. Ancak önce bedenin tehlikede olduğu algısını ortadan kaldırmamız, çözümlememiz gerekir.
Iyileşme sürecimiz bazen doktor kontrolsuz ilaç alımları, duygu ve hislerimizi inkar veya bastırma, kendimizi fazlaca kontrol etmeye çalışmak ile engelleniyor. Bedensel deneyimleme yaklasimiyla yapmaya calistigimiz sakin, güvenli, korunaklı bir ortamda içgüdülerimizin verdiği tepkileri tamamlayabilmek ve beynimizi `kaç` veya `dövüş` modunun dışına çıkarmak.